|
|
|||||||
|
Piyasalarda Neler Oluyor ? Mithat Aracı 24 Ekim 2008 Son dönemlerde çalkantılı bir süreçten geçiyoruz. Bu çalkantılı sürecin kaynağı Türkiye olmadığı için, birçoğumuz neler olduğunu tam olarak algılamakta güçlük çekiyor. Son derece karmaşık sonuçlar doğuran ve gittikçe sorunların artacağı bu süreci basite indirgeyerek anlatmak istiyorum. 2006 yılında neler yazmıştım ? Yazımı yazarken, 2 Haziran 2006 tarihinde yine bu sitede yazdığım “Türk Lirasının Tekrar Kuvvetlenmesi Olası mı?” isimli makaleme şöyle bir göz attım. O makalemde yazanlarla, bu gün yaşadıklarımız arasında inanılmaz benzerlikler yaşandığına çok şaşırdığımı söylemek isterim. Tarih tekerrürden ibarettir, demek geliyor insanın içinden. Makale için tıklayınız : http://www.turkishsocks.com/index.php?option=com_content&task=view&id=342&Itemid=353 O makalede “Şu anda yaşadığımız global enflasyon tehlikesinin kaynağı Amerikan tüketicisinin az para biriktirip borç alarak fazla tüketim yapmasıdır. Uzakdoğu’lular ise tam tersine çok biriktirip az harcamakta ve fazla birikimlerini Amerika’ya borç olarak vermektedirler. Bu aşırı tüketim bizde olduğu gibi Amerika’nın da cari açığını patlatmış, ticaret açığı verdiği özellikle başta Çin olmak üzere uzakdoğu ülkelerinin dolar rezervlerinin rekor seviyelere artmasını sağlamıştır” “Enflasyon kaygıları yaşayan merkez bankalarının önünde faiz oranlarını arttırmaktan başka seçenek kalmamıştır. Likidite bolluğu yaşanan son yılarda, Amerikan tüketicisi, evlerinin değerlerindeki artışlar sayesinde daha fazla kredi alıp harcama yapmışlardı. Ancak artmaya devam eden faiz oranlarının ev fiyatlarını düşürmesi nedeniyle Amerikan halkı tüketim harcamalarını muhtemelen hızla kesecektir. Ekonomisinin yaklaşık %70’i tüketici harcamalarından oluşan Amerikan ekonomisi için bu durumda durgunluk kaçınılmaz sonuçtur. Ev fiyatlarındaki düşüşün ne hızda gerçekleşebileceği, yeni Merkez bankası başkanı Ben Bernanke’nin faizleri hangi orana kadar ve ne hızda arttıracağına bağlıdır. Bu ise piyasalarda ciddi bir belirsizlik yaratmaktadır” Tetiği Bernanke Çekti Sizlerin de son iki yılda yaşadığı bu sürecin tetiğini çeken gelişme, Amerikan Merkez Bankası’na (FED) 2006 yılında yeni seçilen Ben Bernanke’nin, o dönemde en büyük tehdit olarak gördüğü enflasyonu, hızla aşağıya çekmek için FED kısa dönem borç verme faizini %1’den %5.5 oranına hızla arttıması olmuştur. Bu faiz artışı sub-prime bonolarla finanse edilen, normalde borç alamayacak finansal yapıdaki kişilere (sub-prime) verilen kredilerle fiyatları katlanarak artmış ev fiyatlarının şok düşüş sürecini başlatmıştır. Yatırım Bankaları Zorda Bu süreçte sizlerinde takip ettiğiniz gibi sub-prime mortgage kredilerinin finansmanı 1-2 yıl vadeli satılan yüksek faizli sub-prime bonolarla yapılırken, verilen sub-prime ev kredileri ise 30 yıllıktı. Ev değerlerinin, alınan kredilerin altına hızla düşmesi, bu sub-prime kredileri alanların ev anahtarlarını bankalara geri teslim etme sürecini başlattı. Bu evlere karşılık çıkarılan bonoların değersiz bir kağıt parçasına dönüştüğünü gören, bonoları satın alanlarsa bono vadesi geldikçe (vadeleri 1-2 yıl) bu bonoları çıkaran yatırım bankalarına geri vermeye başladılar. Yatırım bankaları ise bu evleri zararına sattığından ciddi zarar yazmaya başladılar. Geçtiğimiz Ağustos 2007 tarihinde başlayan bu süreçte sermayeleri eriyen bu yatırım bankalarından Bear Stern’in Mart 2008 sonunda şok bir şekilde JP Morgan bankasına, Amerikan merkez bankasının sağladığı finansmanla satılmasıyla, Amerika’daki sub-prime krizi ikinci aşamasına geçti. Bu süreçte tüm dünya Amerika’daki gelişmeleri sadece izlemekteydi... Daha sonrasında hepbirlikte izlediğimiz gibi Amerika’daki diğer yatırım bankaları’da tek tek zorluk yaşamaya başladılar. Bu süreçte Amerika'daki yarı devlet statüsündeki Amerika'daki mortgage kredilerinin yarısını veren Fredy Mac ve Fanny Mae isimli kuruluşlar devletleştirildi. Sıra AIG isimli Amerika ve dünyanın en büyük sigorta şirketi önce 90 sonra 33 milyar dolar sermaye devlet tarafından enjekte edilerek kurtarıldı. Bunlarla birlikte Amerika'daki bir zamanlar herkezin gıptayla baktığı aralarında Morgan Stanley, Merrill Lynch olan tüm yatırım bankaları ya battı ya da mevduat bankası statüsüne getirildi. Kriz Avrupa'ya Sıçradı Sub-prime bono zararları daha sonraki süreçte Avrupa bankalarını’da etkilemeye başladı. İngiltere’de mortgage sağlayıcı banka Northern Rock’un devletleştirilmesi, Fortis Bank, Dexia Bank, devletleştirilmeleri, Ingiltere ve Hollanda'nın bankalarına semaye enjeksiyonu, İsviçre bankası UBS’in bilançosundan çıkan sonra toksik kağıtlar olarak adlandırılan bu menkul değerlerinin, hangi bankanın bilançosundan çıkacağı bilinmediğinden, kendilerini koruma adına, bankalar birbirlerine kredi vermeyi kestiler. Bu aşamada sisteme krediyi zorunlu olarak Amerikan merkez bankası, sonrasında Avrupa ve diğer gelişmiş merkez bankaları vermeye başladılar. Lehman Brothers Battı Bence kriz esnasında yapılan en büyük hata, Amerikan Hazine Bakanı Paulson’un Lehman Brother yatırım bankasının batmasına müsaade etmesi oldu. Bu süreç bankaların birbirine olan güvensizliğini zirveye taşıyarak, bankacılık sisteminin kilitlenmesine neden oldu. Bu süreçte de Türkiye ve gelişen dünya ülkeleri yaşananları sadece izlemekdeydi... Sonrasında, Amerika’da bankalar, hepimizin bildiği Amerikanın, AT&T, IBM, Coca Cola vs. gibi uluslararası şirketlerinin kısa vadeli nakit ihtiyaçlarını karşılamak üzere kullandığı, büyüklüğü 800 milyar dolara ulaştığı hesaplanan kısa vadeli şirket bono alımlarını durdurdular. Yani şirketler kısa vadeli para bulamaz oldular. Ayrıca Amerika’da belediyeler, eyeletler, bono satarak finansman ihtiyaçlarını karşılayamamaya başladı. Amerika Kurtarma Paketi Açıkladı Bu süreçte Amerikan merkez bankasının bilanço büyüklüğü yaklaşık 850 milyar dolardan 1.7 trilyon dolara çıktı. Yani bankaları ve daha sonra aldığı kararla, şirket bonoları karşılığında da para veren Amerikan merkez bankası karşılıksız dolar basarak dağıtmaya başladı. Ayrıca Amerikan hazinesi’de temsilciler meclisi ve senato’dan binbir zorlukla çıkardığı 700 + 150 milyar dolarlık paketle bankalara sermaye vermeye başladı. Avrupa ülkeleri’de benzer paketler açıklayarak medyadan takip edebildiğim kadarıyla 2 trilyon avronun üzerinde destek açıkladı bankacılık sistemine. Amerika içinde fonlama imkanı bulamayan bankaların, şirketlerin, son olarak ta hedge fonların yatırımlarını gelişmekte olan ülkelerden satarak Amerika’ya geri döndürmeye başlaması, Ağustos başından itibaren, Amerikan dolarının Avro karşısında gördüğü en düşük 1.6 değerinden hızla bugünkü 1.25 seviyesine gelmesini sağladı. (Bakınız grafik 1)
Bu sırada Türkiye’de kurlar 1.20 seviyelerindeyken yetkililer dahil birçoğumuz hala sadece izlemedeydi.. İzlanda Battı Tam bu sırada hiç beklenmeyen bir şey oldu. Üç izlanda bankası Avrupa’dan (özellikle İngiltere’den) topladığı mevduatları Amerika’daki sub-prime bonolara yatırarak oynadığı kumar sonucu 65 küsür milyar dolar zarar ettiğini açıkladığında, 300,000 nufuslu İzlanda devletinin yıllık gayrı safi hasılasının 12 katına karşılık gelen bu tutar tabiki ödenemezdi. Ve İzlanda devleti teorik olarak iflas etti.. Bu iflas Lehman Brother bankasının yarattığı, Amerika’da da banka batabilirmiş düşüncesinin bankacılık sisteminde yarattığı güven bunalımının aynısını, Avrupa’da da bir ülke batabilirmiş kaygısına yol açarak bakışların hızla gelişmekte olan ülkelere çevrilmesine yol açtı. Gelişen Ülkelerden kaçış başladı Ve hızla hedge fonlar gelişmekte olan ülkelerden hızla çıkmaya başladılar. Bu çıkış furyası önce İzlanda, Macaristan, sonra Pakistan ve Ukrayna'yı şimdiden IMF kapısına dayarken, sonrasında 30 milyar dolar birikime sahip özel emeklilik fonlarına 22 Ekim tarihinde devletleştirerek el koyan Arjantin'in havlu atması bekleniyor. Tsunami dalgası hızla, ellerinde kısa vadeli (bir yıl ve altında) dış borçlarını ve cari açıklarının finansmanını karşılayacak kadar döviz rezervi almayan ülkeleri hızla vurmaya başladı. Ağustos başından başlayan bu yeni dalgada Kore’nin para birimi Won bu gelişmelere ilk tepki veren para birimi oldu. Daha sonra Brezilya Real’i düşmeye başladı. Biz hala bize doğru gelen tsunami dalgasını bize birşey olmaz abi şeklinde yorumlamaktaydık.. Bu dalganın bize gelişi ise 26 Eylül tarihine rastlamakta. Sonrasında hepimizin yaşadığı süreçte Türk lirası dolar karşısında son üç aylık süreçte bize benzeyen diğer ülke para birimleri gibi %30-40 civarında değer kaybına uğradı. (Bakınız grafik 2)
Bu aşamada uyandık ancak dövize geçmek için sanki biraz geç oldu gibi..Japon yeni faizi düşük diye (isviçre frankı da aynı şekilde) bu para birimiyle borçlanarak ev kredisi alanlar için de çok geç oldu. Hedge fon nedir nasıl çalışır Hedge fonlar herhangi bir kontrole tabi olmadıkları gibi en az 1 milyon (sonradan 2.5 milyon dolara yükseltildi) dolar nakiti olan kişilerin yatırım yapabildiği fonlardır. Bu fonlar normalde kaldıraç uygularlar. Hedge fonun yatırım prensibi, yatırımcılarından topladığı fonun bazen 10 bazen daha fazla tutarında, bankalardan borç alınmasıdır. Bu sayede kaldıraçlı olarak kazanc oluştuğunda bu kazanç da doğal olarak katlanır. İşler iyi gittiğinde kazançlar katlanırken, işler geçen Mart sonundan itibaren Bear Stern Bankasının batmasıyla başlayan süreçteki gibi kötü gitmeye başladığında ise zararlar da katlanmaktadır. Bu süreç, doğal olarak Hedge fon yatırımcısının paralarını fondan çekmesine neden oldu. Ancak tipik bir Hedge fonu, çıkış için başvuran yatırımcısının parasını en erken 6 ay sonra çekme hakkı vermektedir. Bear Stern yatırım bankasının batışı olan Mart sonu + 6 ay hesabıyla, Hedge fonların, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerden paralarını yoğun olarak çekmeye başladığı tarihin Eylül sonu, Ekim başı olması sürpriz değildir. Eskiden Hedge fondan çıkış olduğunda, bankalardan ilave borçlanmayla yatırımcılara yapılan ödemeler, Hedge fonların bankalardan borç alması bir yana, gelen yoğun ödeme emirleriyle de (marjin call) son günlerde gördüğümüz hangi fiyattan olursa olsun satıp çıkalım paniğini meydana getirmiştir. Toplam sayısı onbinlerce olan toplam 1-2 trilyon dolar yöneten bu fonlar artık hızla konsolide olma sürecinde. Hedge fonlar vasıtasıyla son 5 yılda Türkiye’nin de payına düşen bu fonlar artık belki kısa sürede veya hiç geri gelmeyecek şekilde bizi terkediyorlar. Aynı anda Japon yeni’nin kuvvetlenmesinden gözlediğimiz (105 den 95 seviyesine güçlenerek Amerikan doları karşısında değer kazanan neredeyse tek para birimi) carry trade olarak da adlandırılan Japonya’nın ucuz faizleriyle borçlan, Türkiye gibi yüksek faiz veren ülkelere yatır, aradaki faiz farkını cebine at şeklindeki hedge fonlarında yoğun kullandığı çark şimdilerde çok ciddi zarar yazdığından bu pozisyonlar kapanıyor ve para Japon yenine geri dönüyor. Yani son günlerde iki ana akımdan biri hedge fonların Amerika dolarına geri dönüşü diğer akım ise hedge fonların Japon yeni ile borlanarak açtığı carry trade pozisyonların kapatılarak bir kısım fonlarında Japon yenine dönmesi. Bu iki para birimide son günlerde değer kazanıyor. Hedge Fonlar Türkiye'yi de Terk Ediyor Merkez bankamızın kendi rezervlerinden döviz satmadığı bir ortamda, Hedge fonların Türkiye’yi terk etme çabalarını gözlemekteyiz son günlerde. Bu süreçte hedge fonlarına döviz sağlayan tek grup, fiyatı artacak diye zamanında herbiri farklı maliyetle dövize yatırım yapan mevduat sahiplerinden oluşmaktadır. Bu döviz yatırımcılarını tatmin eden kur seviyesine ulaşıldığında döviz mevduat sahipleri TL'ye dönerken, bu kurdan hedge fonlar döviz alarak Türkiye'yi terk etmekteler. Merkez bankasının dövize müdahale etmemesi ne derece doğru, zaman gösterecek. Ancak zaten parasını alıp ülke dışına çıkmak zorunda olan bu hedge fonlara müdahale ederek ucuzdan döviz satma imkanı yaratmak istememelerini de anlayışla karşılamak lazım. Bu işten zararlı çıkan tabiki hedge fon yöneticisi değil. Fiyatı ne olursa olsun, hedge fondan çıkmak isteyen parasını hedge fona yatırmış paralı yabancıdır doğal olarak. O yüzden hedge fon yöneticisi para ihtiyacı olduğunda USD/TL kuru 1.5 olmuş, 1.6 olmuş, 1.7 olmuş...2.0 olmuş bakmaz pozisyonunu kapar... Ancak döviz fiyatını bu talep esnasında halkın satmak isteyebileceği fiyatlara çıkmasını, yani döviz fiyatını mevduat sahiplerinin hangi kurdan satmak isterlerse o fiyata kadar çıkmasına müsaade etmek de pek mantıklı gelmiyor bana. Çünkü 1.2 kurundan 1.5 kuruna çıkıldığında bu kurdan satış yapanlar, kur 1.6 ve sonrasında 1.7'i görünce artık satmakta nazlanacak sonrasında 1.8 -1.9 veya abarttım ama 2.0'ı bekleyeceklerdir. Umarın bizim merkez bankamızın da kafasında, bu yukarı psikolojik sarmal oluşmadan, müdahale edecek bir sınır vardır. Çözüm İhracat Hamlesi Ama Bu Durgunlukta Mümkün mü ? Artık Türkiye’nin ihtiyacı olan dövizleri sağlam kaynaklardan, yani en sağlamı olan ihracattan kazanmasının zamanı geldi..ancak pazarlarımızda da durgunluk var..zaman izleme değil harekete geçme zamanı.. Daha sonra bizi neler bekliyor ? Bir sonraki yazımda.... |
||||||
|
|||||||