DAKONG OFİSİ|DK-B 318|DK-B 317|ANALİZLER|MEDYA|MÜŞTERİLER|RESİM GALERİSİ 

TÜRKİYE OFİSİMİZ
DK-B 318 SERİSİ
DK-B 317 SERİSİ
YENİLENEN DK-B 308
SERTİFİKALAR
DA KONG TARİHİ
ARAŞ. VE GELİŞ.
BASINDA DAKONG
MÜŞTERİLERİMİZ
RESİM GALERİSİ
MAKİNA EĞİTİMİ
FİZİBİLİTE ETÜDÜ
MALİYET ANALİZİ
PİYASA ANALİZLERİ
İKİNCİ EL DA KONG
İLETİŞİM
ÇORAP DÜNYASI
ÇORAPLAND
ÇORAPÇILAR BİRLİĞİ
TEKSTİL & TEKNİK

Ad: Taipei 101
 Yer: Taipei (Tayvan)
Yükseklik: 508 metre Kat sayısı: 101
İnşa bitiş tarihi: 2004
 


Şu anda dünyanın en yüksek gökdeleni olan Taipei 101 (Taipei Finans Merkezi), Chang Yong Lee & Partners tarafından Çin geleneklerine göre Asya tarzı bir yapı olarak tasarlanmıştır.
İSTANBUL HAVA DURUMU

İSTANBUL: Son Durum
3 GÜNLÜK ISTANBUL TAHMİN

İSTANBUL: ..

 

ÇORAPTA DİPTEN DÖNÜŞ SİNYALLERİ GÖRÜLMEYE BAŞLANIYORMU ?

Mithat Aracı

Tekstil ve Teknik Dergisi - 25 Mayıs 2009

2008 yılının son çeyreğinde iyice belirginleşen global kriz etkisini tüm Dünya’da ani talep azalışı şeklinde gösterirken, azalan dış taleple beraber, ekonomileri dış ticaret ağırlıklı giden Japonya, Tayvan, Kore ve Türkiye gibi ülkeler de dış satımlarında ciddi azalışlar yaşamaktadırlar.

Amerikan finansal sisteminde başlayan krizin, reel sektöre yayılması Dünya çapında negatif büyüme sarmalı yaratmış, bunu önleyebilmek için Amerikan Merkez Bankası (FED) borç verme faizlerini neredeyse sıfır seviyesine indirip, sonrasında bankalara ve zor durumdaki şirketlere ilave sermaye vererek, direkt hazine ve şirket bonoları alarak sisteme likidite pompalamaktadır. Amerikan hükümeti de harcama paketleri açıklayarak sistemde ilave talep yaratmaya çalışmaktadır.

Krizin ilk aylarında, bankaların birbirlerine karşı duyduğu güvensizlik nedeniyle sistemde çoğalmayan likidite, son günlerde Libor faizlerinde görülen tarihinin en düşük seviyelerine düşmesiyle anlaşılacağı gibi, öncelikle finansal sistemde dönmeye başlamıştır.  FED’in bastığı aşırı miktardaki dolarların sistemde döndükçe çoğalması, doların değerinin diğer para birimleri karşısında son günlerde hızla düşmesine neden olmaktadır. Hem FED’in sisteme verdiği  hemde Amerikan hazinesinin bütçe açığı vererek arttırdığı likidite, önümüzdeki 1-1.5 yıl içerisinde global enflasyon tehlikesini gündeme getirmeye başlayacaktır. 

Bu enflasyon tehlikesinin yaşanması için öncelikle atıl duran global üretim kapasitelerinin dolmaya başlaması gerekmektedir. Şu anda geçmekte olduğumuz süreç, Dünya’da ekonomik olarak dibin görülmekte olduğu bir dönem olabilir. Umarım öyledir ve negatif büyüme sarmalı yerini önümüzdeki aylarda reel sektörde positif büyümeye bırakır. Böylece şirketler tam kapasiteye doğru çalışmaya başlarken işten çıkarılan işgücünü tekrar devreye sokar. Dolayısıyla artan gelirler ve bunun yaratacağı talep sayesinde Dünya posizitif büyümeye tekrar dönebilir.

Son analizler Dünya çapında pozitif büyümeye 2010 yılının başlarında geçebileceğimizi, ancak büyümenin özellikle hane halkı borcu nispeten düşük olan gelişen ülkelerden başlayacağı şeklindedir. Borçluluk seviyesi yüksek olan ve krizden çıkmak için ciddi bütçe açıkları veren Amerika ve banka sisteminin henüz ne durumda olduğu bilinmeyen Avrupa’da büyümenin aynı dönemde başlayacağı tahmin edilmektedir. Ancak Amerika ve Avrupa'nin ekonomik büyümesi, bir süre gelişen ülkelere oranla çok daha düşük seviyelerde kalacağı öngörülmektedir.

Batıdaki ana ihracat pazarları daralan Asya ülkeleri, başta Çin olmak üzere, iç pazarlarını büyütmek yönünde kamu harcamalarını arttırarak, teşvikler vererek, krizden hızla çıkmanın çabası içine girmişlerdir.

Türkiye ise IMF ile anlaşma sinyalini canlı tutarak finansal piyasalardaki olumlu giden havayı ayakta tutmaya çabalarken, vergi indirimleriyle iç talebi kısmen pompalayıp, Asya ülkelerinin yaptığı gibi iç piyasa dinamiklerini harekete geçirmeye çalışmaktadır.

Hükümetimiz son günlerde makro politika anlamında iki olasılık üzerinde gidip gelmektedir. Bunlardan birincisi IMF ile anlaşmanın getireceği ilave dış kaynağın ekonomik büyüme sürecini hızla artıracağı olasılığıdır. İkincisi bütçe açıklarını arttırmak pahasına da olsa harcamaları arttırarak, vergi indirimleriyle iç dinamikleri açığa çıkarıp kendi kaynaklarımızla yeniden büyümeye geçmektir.

IMF anlaşmasının kurlar üzerinde ilave bir baskı yapmasıyla sonuçlanabileceği bu durum, zaten düşük giden dış talep nedeniyle eksik kapasitede çalışmaya zorlananan ihracat sektörümüzün rekabet gücünü daha da kaybetmesine yol açabileceği gerçeğini hükümetimizin göz ardı etmediğini zannediyorum.

Bizlerin hayatında şu ana kadar gördüğümüz en büyük global kriz, Türkiye’yi kriz sonrası hangi kalkınma modeliyle büyümesi gerektiği kararının verileceği bir döneme de hızla getirmektedir. 

Bu model 2002-2008 döneminde denediğimiz Avrupa birliğine katılan Macaristan, Polonya gibi ülkelerin yaşadığı, uzun ve kısa vadeli yabancı yatırımların pompaladığı dış kaynakla ve sıcak para ile beslenen kalkınma modeli mi olmalı yoksa yoksa Asya tipi düşük faiz ve düşük değerli Türk lirası ile desteklenen güçlü ihracat sektörümüz öncülüğünde mi olmalı ? Kriz sonrası yaşayacağımız kalkınma modelimiz, hükümetimizin şu anda almakta olduğu kararlarla biçimlenecektir. 

Tüm bunları söyledikten sonra benimde makina tedarikçisi sıfatıyla yer aldığım Çorap endüstrimizin kriz sırasında değişen dinamiklerine göz atmak istiyorum.

2005 yılında kotaların kalkmasıyla hızla pazar payı kazanan Çin, grafik 1’de görebileceğiniz gibi Avrupa 27 ülkesi pamuklu soket pazarında 2003 yılının %7 seviyesinden başlayarak 2008 yılına kadar hızla %50 pazar payına ulaşmıştır.  Bu süreçte Türkiye’nin pazar payı %56’dan %33’e %23 puan düşerken, Kore %11, Endonezya %3 ve diğer ülkeler %7 pazar payı kaybetmişlerdir.  Bu süreçte birtek pakistan Pazar payını %3’den %4’e 1 puan yükseltmiştir.

 

Kriz sonraki döneme, grafik 2’de yakından göz atarsak Çin’in global kriz’in tepe noktası olan 2008 son çeyrekte Avrupa pamuklu soket pazarında tepe yaptığı ancak 2009 yılının ilk çeyreğinden itibaren seviye kaybetmeye başladığını görebiliriz. Özellikle bu trendin 2009 yılı Mart ayında belirginleştiğini söyleyebiliriz.    

 

Çin’in geçen yılın aynı ayına göre büyüme oranlarına grafik 3’de baktığımızda, Çin’in Avrupa çorap pazarında 2008 kriz öncesinde %30’lar mertebesinde büyümeler gerçekleştirdiğini görmekteyiz.

Krizin derinleşmeye başladığı 2008 yılının son çeyreğiyle birlikte başlayan Çin çorap ihracatındaki azalma, 2009 yılının Mart ayında yerini, kota sonrası dönemdeki görülen en yüksek oranlı daralmaya bırakmıştır.

Aynı dönemde Türkiye ise daralma sürecinin sonuna geldiğinin işaretlerini vermektedir. 

 

Çorapta dipten dönüş sinyalleri görülmeye başlanıyormu ? Soruma cevabım sanırım evet olacak.

Ancak Avrupa’nın yaşadığı ekonomik krizin, özellikle Türkiye’nin çorap satışlarında kriz öncesi bir numaraya oturan İngiltere pazarında daha derin yaşanıyor olması, Türkiye’nin büyüme potansiyelini sınırlamaktadır. 

Ayrıca Avrupada'ki ekonomik durgunluk nedeniyle tüketicilerin azalan gelir seviyeleri, Türkiye'nin güçlü olduğu orta ve üst segmentteki çorap pastasını doğal olarak daraltmıştır. Dolayısıyla Türkiye'ye gelen çorap talepleri eskiye göre daha fazla oranda ucuz segmente doğru yönelmektedir. Bu durum işçilik maliyetinin ucuz çoraplar için yüksek olduğunu tahmin ettiğim üreticiler üzerinde ilave bir baskı yaratmakta ve karlılıklarını bir kademe daha düşürmektedir. 

EUROSTAT rakamları Almanya pazarında Çin karşısında son aylarda kısmi kazanımlar elde etmeye başladığımızı ve bu kazanımların İngiltere pazarındaki kayıplarımızı dengelemeye başladığını söylemektedir. 2009 yılının son döneminde ve 2010 yılının başında Dünya ekonomisinde başlaması beklenen pozitif büyüme süreci sonrasında Türk Çorap endüstrimizinde pozitif büyümeye geçeceğini tahmin etmekteyim.

Bu arada hükümetimizin Türkiye için hangi kalkınma modelini seçeceğinin de endüstrimizin geleceği açısından son derece önemli olduğunu hatırlatmamda yarar var.

                               Şirket Profili     Tarih     Araştırma&Geliştirme      Sertifikalar      Ürünler     Türkiye'de Dakong     Medya'da Dakong